#9
Baharın sırasının geldiği bu döngüde hala tutunduğumuz nadir şeylerden, gökyüzünün bizi yalnız bırakmayan inatçı maviliği. İç dünyalarımızın fırtınalı havalarından bir an için ayrılıp, nefes alabilmek dilediğince. Sevebilmek tüm bu komik yargıların, olayların arasında. Gizlemeden, kaybolmak üzereyken.. Anlamanın zorlaştığı, sadece bakmakla yetindiğimiz bu yaşamda, hala yazabilmek parmak uçlarımızın uzaklığına.
Yollara özlem duymak...Sonunda bir deniz kıyısına ulaşıp, bilmek yine sorgulamanın fayda vermeyeceğini o dalgaların arasında. Hissetmeyi unutmuş olsakta, kaybolmayı bilmek yine de iki kolun arasında.
#8
Akşamüstünün güzelliğini hissettiren şüphesiz o sakin beyaz ve mavinin görüntüsüydü. Bakışlarımdaki hüznün yansımalarını görmeden gidiyorum güneşin ardından. Tenha sokaklarda birkaç çocuğun tasasız koşuşturması, giden son çocuğun sesini hatırlamaya çalışan boşlukta sallanan iki salıncak. Ne kadar olağan görünüyor olsa da dünyadaki bugünümden çıkarım yapmak istercesine düşünüyorum kışı ve kırgınlıklarını. Geldiğimde nedenini bilmeden insanların gözyaşı döktüğü o beyaz taşların arasına; içimde o gün geldiğinde doğayla bir olmanın garip huzuru, dışımda başlayan yağmurun sessiz dokunuşları.
#7
Hayatta sık olmadığını bildiğin, belki de tek bakışla çözülecek sandığının peşine düşüp yollar kat ettin. Ankara sokaklarında kırgınlıkla yürüyen her tanıdık yüz onu anımsatıyor. Gözlerinin rengini bilmediğin, siyah giymiş olmalı dediğin. Yaşantısında gelip geçtiği noktaları tahmin ettin. Garip bir gülümsemeyle yürüdün o şehrin bahçesinde.
Sonunda dönüş vakti gelip çattığında, akşamüstünün önce kızıllığının sonra beyazlığının seyrine bıraktın kendini. Biraz buruk biraz neden diyerek. Cevapları duymaya başladığın o şarkının sonunda yine bir günün bitişi ve yolların uzunluğu vardı.
Bilmezsin neyi beklediğini ama yine de kalemini eksik etmezsin yanından, batan bir güneşin gidemeyişini anlatabilecekmiş gibi.
#6
Yaklaşan akşamüstünün sahnesinde, kumsal üzerine yansıtmaya çalıştığı düşleriyle bir kız çocuğunun portresi, akıllara getiriyor uzak günlerin bilinmezliğini. Güneşi aramıza alıp düşünür müyüz acaba; şarkıların bir köşesinden dokunduğu şu hayatımızı, geçmiş günlerimizin birbirlerinden tamamen farklı olduğunu ve biz fark etmeden oluşturduğumuz o görüntünün silinmekte olduğunu.
#5
Bilmeden eline alıp siyah çizgilere yön vermekteyken kaleminle, o keskin dokunuşlarının birleştiği duraksadığı zamanlar da; düşkün gözlerini kapattığın gerçekliğin karşısında olsaydın yeniden, yine yalnız ve uzakta olurdun, biliyorum.
#3'ün yazıldığı anda kalmasını istediğim için #4 den devam edeceğim.
Arka planda
#4
Bir gün uzak kalmışsan kendinden, yaşanan günleri hatırlamak fayda vermiyorsa sözlerine. Bulutlarla kaplı o günlerde güneşin özlemine düşüp, haksızlık ediyorsan gökyüzünün zaman yüklü gidişine. Bir şarkının söylenişinde yankılanan duygular kalbine ulaşamadan suskunluğa bürünüyorsa, bilinmez sanıyorsan nedenini tüm bu olanların.
Bir durgun deniz kıyısına uzanıpta kimsenin anlamayıp, senin duymaya başladığın o dalgaların fısıltılarında tekrarlanan bazı şeyler vardır.
Yağmur çiselerken, derin bir nefes alıpta öyle kalmak isteyişimiz gibi.
#2
Etrafından geçen başka muhabbetleriyle insanlar...
Hitap
ederken günlük kelimelerinle birilerine, uzaktan görüp fark ettiğin;
dahil olamadığın, bilemediğin o sıradan konuşmalar sırasında kendine
koyduğun engeller büyümekte.
Ayrılıp kırgın
beyaz rengin çarpıştığı duvarlardan, parkın ortasına kuşlarla olduğun
zamana dönüp hatırlamak mevsimin geçiciliğini, sağlamalı insanın doğayla
birlikte huzurlu halini.
#1
Sobanın sıcaklığıyla beliren yakınlarımda olduğun anlardaki huzur, gözlerimin net bakışıyla uzaklardaki ait olduğu yerine dönmüş. Pencerenin rehberliğinde gökyüzünün beyaz ve bulut kaplı hali yansırken gözlerime, yan yana sallanan dalların uçlarının yolculuğu kışla beraber duraksamış. Ellerimin ağırlığını yüzümde hissediyorken geçmekte zamanın üstüne işlenemeyen her saklı kelime, eğer söylenirse ulaşacağı kalbin köşesindeki yerine uzunca bir bakışmanın ortasındaki anlayışla yerleşecek gibiydi.
Mihrimah
Ayrılıp seni ele geçiren tüm saniyelerden
Uyanıp rüyaların arasından
Bakakalmışsın, anlatamadan bir başına.
Durgun bekleyişiyle o martıların
Açılmış gözleriyle kız kulesinin
Karışıyor yanan umutların boğazın akışına.
Eklenen her adımda değişen hayatta
Arayıp bulamadan geçip giden her saatte
Bakmaya zorlanırsan cesaret edemeden
Nefes almayı hatırlaman gerekir yeniden
Uzaklar büyürken, benim hep yaptığım gibi.
Gülümser
Bırakabilseydim şu zamanlarda seni düşünmeyi
Gördüğüm an'ın beyazlığı sarmasaydı gözlerimi
Uzaklarda başka insanlarla yürümeyi bilseydim eğer
Sensizlik, bilinmez bir yol olurdu şu yorgun kalbime.
Zorluklarla geldiğimiz bugünün akşamında
Sükûnu yalnız ve soğukça mazide arıyorsam eğer
Sözcükler her geçen günle suskunlaşıyorsa
Hayat kısalmakta, gardım düşmüşse söyleneceklerden
Vazgeçmek tek yol çıkar, gidemezken.
Keşfeder bakışım süzer bilinmeyeni
Gülümser bir rüzgar gibi geçerim bu sevgiden.
Sonbahar
Böyle mi olacaktı hep
Yaşamış bir günü tutuşturup
Ummak ömür boyu ısınmayı?
Sonbaharın renklerini anımsayıp
Düşünmek dökülen yapraklarla savrulmayı?
Gözlerini hatırlamayı bırakıp
Çekilmek, bilmeden ellerini tutmayı?
Her sabah yeniden uyanıp
Aramak sandığının aksini yaşamayı?
Yazılanları tekrar tekrar okuyup
Beklemek kalbinden hızlanmayı bırakmasını?
Hala
Geç fark ettim; günlerin değerini,
Duraksamanın zaman kaybettirdiğini.
Akarken hayat penceremden hızla
Aynı frekansta olmanın ihtimalini
Düşünsem, tesadüfler mi gerekir hala?
Sorulmadan elimden alınmış hatıraların
Muhabbetle geri gelebilir mi hala?
Görülmeden yakınımdan geçen adımların
Sokakların gürültüsünü yenebilir mi hala?
Uğultusunu duyduğum fırtınanın ardındaki gözlerin
Yıldırımların aydınlığını kaplayabilir mi hala?
Sonrası
Bugün ve sonrası için söylenecek ne varsa
Dün ve öncesinden hatırlanacak ne kaldıysa
An'ın sessizliğinde karışırlar birbirlerine.
Kalbinin taşıdığı o kırgın hisler
Sakin bakışının değmesiyle beraber
Filizlenen çiçeğin umuduyla karışır birbirlerine.
Düşeceği rüzgarı bekleyen sarı yaprağın duruşu
Biten her günün duyulmayan o sessiz vurgusu
Karşı karşıya gelmişken karışırlar birbirlerine.
Mazi
Hızla geçen mevsimin ardından
Boşluğu anlatmak istercesine susuyorum.
Yollar boyu süregelen ihtimallerin arkasından
Uzak ve sessiz bakışımla kalıyorum.
Alışmak istercesine kaybetmeye
Sonu belli günleri tekrar tekrar yaşıyorum.
Değecekmiş gibi kapıları kapatıp beklemeye
Yaklaşan akşamüstünün güzelliğini düşünüyorum.
Sanki, her gördüğümde seni
Göç etmeyi bırakmış bir kuşun hüznünü paylaşıyorum.
Mazide kalmayıp benimle yaşayan gözlerini
Anlatmaya çalışırken ellerim duraksıyor, bilmeden her gidişinde.
Arayış
Sen benim mavimsin
Kaçmaktan yorulduğum
Hayaline aldandığım
Kaybolmaktan bir an dahi korkmadığım.
Sen benim mavimsin
Her geçen saniyenin ardında beliren
Dalgaların anlatışını hissettiren
Özgürlüğün manasını bilen.
Sen benim mavimsin
Sabah pencerelerin açıldığı
Akşamüstü beyazlığının aydınlattığı
Gece o karanlığın varlığı.
Sen benim mavimsin
Adalar boyu sürüklenirken
Tüm renkler uzaklaşırken
Gözlerimin arayışı bitmişken..
Sığmaz
Yakınlarında buldum kendimi
Bilmediğim sokakların köşesinde
Durmuşken eski bir tereddütte
Doğdu birden sensiz gecelerimin güneşi.
Akşamüstü büyürken sığmaz bir biçimde
Yön buldum sesin akışı içinde.
Yaklaşan bisikletinle duyduğum şarkı;
Farklı dünyaların ezgisi gibi ayrı,
Aynı ağacın gölgesinde
Yaşamı anlatan bakışların kadar yakın.
Unutmuş
Düşünecek miyim artık seni?
Solmuş çiçekler mevsimini beklerken
Zamanı geçmiş umutlar sürüklenirken.
Sönmeyi unutmuş sobanın sesleri
Eritmekte karlar üzerindeki izlerimizi.
Fark etmiştim kaybolan günlerin söylediklerini.
Son kalanlar rüzgarlar savrulurken
İzlemekteyim durgun gözlerle kaybedilenleri.
Görünüyor olsan da harflerimin yakınında
Fark eder miyim artık seni?
Gün
Kaybettim, değişen günlerin arasında
Tek bakışının tazelediği güvenimi.
Yeşil dalların hüküm sürdüğü ovalarda
Dökülecek hiçbir yaprağın çabası
Örtmeye yetmeyecek geçen sonbaharın izlerini.
Rüzgarın dağıttığı düşüncelerimin açıklığında
Sana hafif gelen sözlerimi
Aramızda uzayan zamana yazıyorum;
Seni unutacağım günün tanığına,
Aklından beni uzak tutana,
Son bakışında kaybolmuş olana.
Sessiz
Belirsiz bir gecenin renkleriyle yol alıyorum.
Değişen sessizliği, geride kalanların
Sayfalar boyunca arayıp bulamadığın
cevabı, olmayan kelimelerle anlatıyor.
Yağmurun hüznünde beliren düşüncelerim
Günlerin yükünü hafifletiyor.
Uzak kaldıkça azalan duygularım
Karlar altında ısınmaya çalışıyor.
Yazın ortasına atılmış benliğim
Hatıralar arasında sürükleniyor.
Özlediğim soğuk mevsimi gözlerinde yaşıyorum.
Dolunay
Mevsimler, adımlar geçecek bugünün ardından
Anlamaya çalışırken her gidenin arkasından
Gençliği yeniden hissetmek ister insan.
Yapamaz, buz kesilir düşünceleri
Tepkisiz bırakır bu telaş izleyenleri.
Gökyüzü kapanırken üzerinde son anda
Güneşin doğuşunu özler insan.
Biliyor artık göremeyeceğini,
Kapanmışken yeryüzü üzerine gece gibi.
Geçer ruhundan sessizce dolunay,
Bir çiçek açar, ilk karanlığın ardından.